Skip to content
  • Insights

    Tax Insight 2026-10: Varlık Barışı Tebliğ Taslağı Ne Söylüyor?

    7582 sayılı Kanun’un 10. maddesiyle Kurumlar Vergisi Kanunu’na eklenen Geçici 19. madde kapsamında yeni bir varlık barışı düzenlemesi getirilmiştir. Düzenleme, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının Türkiye’ye getirilmesini; Türkiye’de bulunan ancak kayıtlarda yer almayan aynı nitelikteki varlıkların kayıt altına alınmasını öngörmektedir. Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından hazırlanan Tebliğ Taslağı, başvuru, bildirim, transfer, taahhüt, vergi tahsilatı ve düzeltme süreçlerine ilişkin açıklamalar içermektedir. Taslak; başvurunun banka veya aracı kurumlara yapılması, Ek-1 bildirim formunun kullanılması, varlıkların banka veya aracı kuruma yatırılması, indirimli oran için Ek-2 taahhütnamesinin verilmesi, taahhüt konusu varlıklara geçiş için on günlük süre ve bildirimlerde düzeltme / yeni bildirim ayrımı gibi konuları açıklığa kavuşturmaktadır. Bu aşamada, bildirimin kim adına yapılacağı, hangi varlığın bildirileceği, hangi banka veya aracı kurumun kullanılacağı, varlığın ne zaman Türkiye’ye getirileceği, indirimli oran için taahhüt verilip verilmeyeceği ve sürecin hangi belge setiyle destekleneceği birlikte değerlendirilmelidir. Tebliğ henüz taslak aşamasında olduğundan, bu Insight’ta yer alan uygulama açıklamalarının nihai Tebliğ yayımlandığında ayrıca teyit edilmesi gerekecektir.

    Tax & Incentives15 min read
  • Insights

    Tax Insight 2026-9: İthalatta İndirilemeyen KDV: Uyum, Kurumlar Vergisi ve Dava Boyutu Birlikte Değerlendirilmeli

    İthalatta gözetim uygulamaları, korunma önlemleri ve haksız rekabetin önlenmesi kapsamında ödenen bazı KDV tutarları, 7846 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile indirim hakkı dışı bırakılmıştır. 57 Seri No.lu Tebliğ ile de bu tutarların indirim konusu yapılıp yapılmadığının kontrolüne yönelik bildirim ve özel amaçlı YMM raporu süreci başlatılmıştır. Bu nedenle konu ilk bakışta bir uyum yükümlülüğü gibi görünmektedir. Ancak kapsama giren ithalatçı şirketler açısından mesele bundan ibaret değildir. İndirilemeyen KDV’nin kurumlar vergisi bakımından gider veya maliyet olarak dikkate alınıp alınamayacağı, gözetim farkı kaynaklı tutarlar için ihtirazi kayıt ve dava yoluyla hakların korunup korunamayacağı ayrıca değerlendirilmelidir. Bu çerçevede ithalatçı şirketler açısından karar üç başlıkta ele alınmalıdır: yürürlükteki mevzuata uyum, indirilemeyen KDV’nin kurumlar vergisi etkisi ve yüksek tutarlı tartışmalı işlemlerde dava yoluyla hakların korunması.

    Tax & Incentives8 min read
  • Insights

    Tax Insight 2026-8: Paya Dönüştürülebilir Borç Sözleşmesi Türk Hukukuna Girdi, Ancak Vergisel Rejim Henüz Oluşmadı

    7582 sayılı Kanun’un 11’inci maddesiyle, 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun’un 3’üncü maddesine 15’inci fıkra eklenmiş ve uluslararası girişim sermayesi uygulamasında “convertible note” olarak bilinen paya dönüştürülebilir borç sözleşmesi Türk hukukunda açık bir yasal karşılık bulmuştur. Kanun, 4 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Yeni düzenlemeye göre, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından verilen teknogirişim rozetine sahip halka açık olmayan şirketlerin, paya dönüştürülebilir borç sözleşmelerine dayanarak yapacakları şarta bağlı sermaye artırımlarında Türk Ticaret Kanunu’nun şarta bağlı sermaye artırımına ilişkin hükümleri uygulanmayacaktır. Usul ve esaslar ise Ticaret Bakanlığı’nın görüşü alınarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından belirlenecektir. Bu düzenleme, Türk startup ve girişim sermayesi ekosistemi açısından önemli bir adımdır. Ancak bugünkü aşamada oluşan yapı, tamamlanmış bir yatırım ve vergi rejiminden ziyade, böyle bir rejimin kurulmasına yönelik ilk yasal zemindir. Asıl mesele artık “bu araç Türk hukukuna girdi mi?” değildir. Cevap evettir. Asıl mesele şudur: Yönetmelik henüz yokken, bu araç mevcut vergi, kambiyo, muhasebe ve şirketler hukuku kuralları çerçevesinde nasıl çalışacaktır? Bu Insight’ın odağı da bu sorudur.

    Corporate Law22 min read
  • Insights

    Tax Insight 2026-7: Anayasa Mahkemesi’nin Sporcu Stopajı Kararı: Kusursuz Mükellef İçin Yeni Bir Sınır mı Çiziliyor?

    Anayasa Mahkemesi, 12 Şubat 2026 tarihli ve E.2025/219, K.2026/43 sayılı kararıyla, Gelir Vergisi Kanunu’nun Geçici 72’nci maddesinde yer alan “tevkifat yapmakla sorumlu olanlarca vergi dairesine ödenmiş olması şartıyla” ibaresini iptal etmiştir. Karar, 3 Haziran 2026 tarihli ve 33269 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. İptal edilen ibare, sporcuların yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinden hesaplanan vergiden, yıl içinde ücretlerinden kesilen stopajları mahsup edebilmelerini, bu stopajların vergi sorumluları tarafından vergi dairesine ödenmiş olması şartına bağlıyordu. Karar ilk bakışta sporculara özgü bir mahsup kuralına ilişkindir. Ancak kararın gerçek önemi, stopaj sisteminde vergi sorumlusu ile mükellef arasındaki risk dağılımına anayasal bir sınır çizmesinden kaynaklanmaktadır. Anayasa Mahkemesi, vergisi kaynağında kesilmiş ve bu aşamadan sonra ödeme süreci üzerinde herhangi bir kontrol imkanı bulunmayan mükellefin, vergi sorumlusunun ödeme kusurundan doğan sonuçlara otomatik olarak katlanamayacağını ortaya koymaktadır. Bu yönüyle karar, stopaj sistemi, vergi sorumluluğu, mahsup hakkı, mülkiyet hakkı ve ölçülülük ilkesi bakımından daha geniş bir tartışmanın parçası olarak okunmalıdır.

    Tax & Incentives13 min read
  • Insights

    Tax Insight 2026-5: Kurumlar Vergisinde Yeni Dönem: Tek Oranlı Yapıdan Faaliyet Bazlı Vergilemeye

    Türkiye’de kurumlar vergisi uzun süre, büyük ölçüde tek bir standart oran etrafında şekillenen bir yapı olarak değerlendirildi. Şirket kurumlar vergisi mükellefiyse genel oran uygulanır; istisna, indirim veya teşvik varsa bunlar ayrıca dikkate alınırdı. Son yıllardaki düzenlemeler bu okumanın artık yetersiz kaldığını gösteriyor. Kurumlar vergisi oranı; şirketin hangi faaliyeti yürüttüğüne, hangi gelirleri elde ettiğine, ihracat yapıp yapmadığına, üretim fonksiyonuna sahip olup olmadığına ve halka açık olup olmadığına göre farklılaşan katmanlı bir yapıya dönüşüyor. Bu nedenle yeni dönemde sorulması gereken soru artık yalnızca “kurumlar vergisi oranı kaç?” değildir. Asıl mesele: hangi kazanç için hangi oran uygulanacak ve bu ayrım muhasebe, belge düzeni ve finansal modelleme altyapısıyla destekleniyor mu?

    Tax & Incentives13 min read
  • Insights

    Tax Insight 2026-3: Çalışma Süreleri: Şirketler İçin Sessiz Büyüyen Bordro, SGK ve İş Hukuku Riski

    Çalışma süreleri, çoğu şirkette hala operasyonel bir esneklik alanı gibi yönetilmektedir. Oysa Türkiye uygulamasında konu: fazla mesai, bordro doğruluğu, SGK prime esas kazanç, vergi, iş sağlığı ve güvenliği ile işçilik alacakları bakımından doğrudan mali risk yaratmaktadır. Özellikle hızlı büyüyen şirketlerde, teknoloji işletmelerinde, çağrı merkezi, lojistik, üretim, perakende ve saha operasyonlarında fiili çalışma düzeni ile bordro ve puantaj kayıtları zaman içinde birbirinden kopabilmektedir. Bu nedenle çalışma süreleri yalnızca “fazla mesai ödendi mi?” sorusuyla sınırlı değerlendirilemez. Asıl mesele: iş sözleşmeleri, iç politikalar, puantaj kayıtları, bordro hesaplamaları ve dijital çalışma izlerinin aynı resmi anlatıp anlatmadığıdır.

    Social Security13 min read

PDF Önizleme

PDF bu pencere içinde güvenli şekilde görüntüleniyor.