Skip to content
All publications

Insights

Tax Insight 2026-9: İthalatta İndirilemeyen KDV: Uyum, Kurumlar Vergisi ve Dava Boyutu Birlikte Değerlendirilmeli

SUMMARY

İthalatta gözetim uygulamaları, korunma önlemleri ve haksız rekabetin önlenmesi kapsamında ödenen bazı KDV tutarları, 7846 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile indirim hakkı dışı bırakılmıştır. 57 Seri No.lu Tebliğ ile de bu tutarların indirim konusu yapılıp yapılmadığının kontrolüne yönelik bildirim ve özel amaçlı YMM raporu süreci başlatılmıştır.

Bu nedenle konu ilk bakışta bir uyum yükümlülüğü gibi görünmektedir. Ancak kapsama giren ithalatçı şirketler açısından mesele bundan ibaret değildir. İndirilemeyen KDV’nin kurumlar vergisi bakımından gider veya maliyet olarak dikkate alınıp alınamayacağı, gözetim farkı kaynaklı tutarlar için ihtirazi kayıt ve dava yoluyla hakların korunup korunamayacağı ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu çerçevede ithalatçı şirketler açısından karar üç başlıkta ele alınmalıdır: yürürlükteki mevzuata uyum, indirilemeyen KDV’nin kurumlar vergisi etkisi ve yüksek tutarlı tartışmalı işlemlerde dava yoluyla hakların korunması.

KONU NEDEN SADECE BİR UYUM MESELESİ DEĞİL?

7846 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, ithalatta gözetim uygulamaları, korunma önlemleri ve haksız rekabetin önlenmesi kapsamında ödenen bazı KDV tutarlarının indirim hakkını kaldırmıştır. 57 Seri No.lu Tebliğ ise bu kapsamda ödenen KDV’nin doğru şekilde indirim konusu yapılıp yapılmadığının bildirim veya özel amaçlı YMM raporu ile kontrol edilmesine yönelik süreci düzenlemiştir.

Bu düzenlemeler, ilk bakışta teknik bir KDV uyum yükümlülüğü gibi görülebilir. Oysa kapsama giren şirketler için asıl soru daha temeldir: ödenen bu KDV gerçekten nihai bir maliyet midir, yoksa kurumlar vergisi ve dava yolları üzerinden kısmen veya tamamen geri alınabilecek bir tutar mıdır?

Bu nedenle konu, yalnızca 2026 Ocak-Haziran dönemi için Temmuz sonuna kadar bildirim veya rapor verilmesi şeklinde okunmamalıdır. Şirketlerin aynı anda üç ayrı değerlendirme yapması gerekir: KDV uyumu, kurumlar vergisi etkisi ve dava yoluyla hakların korunması.

İNDİRİM HAKKININ KALDIRILMASI, TUTARI OTOMATİK OLARAK NIHAİ KAYBA DÖNÜŞTÜRMEZ

İndirim konusu yapılamayan KDV’nin ekonomik etkisi değerlendirilirken konu yalnızca KDV indiriminin kaybı olarak ele alınmamalıdır.

KDV Kanunu’nun 58. maddesi, vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan KDV ile indirilebilecek KDV’nin gelir ve kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınamayacağını düzenlemektedir. Buna karşılık, indirimi mümkün olmayan KDV tutarlarının işin mahiyetine göre gider veya maliyet olarak dikkate alınabileceği yönünde güçlü bir uygulama yaklaşımı bulunmaktadır.

Bu nedenle 7846 sayılı Karar kapsamında indirim konusu yapılamayan KDV, her durumda tamamen nihai bir kayıp olarak görülmemelidir. Söz konusu tutarın gider yazılması veya maliyete eklenmesi, kurumlar vergisi matrahını azaltıcı bir etki yaratabilir.

Bununla birlikte, bu sonuç her işlem için otomatik kabul edilmemelidir. İdarenin gider veya maliyet yaklaşımı esas olarak KDV Kanunu’nun 30. maddesi kapsamındaki indirilemeyen KDV bakımından gelişmiştir. 7846 sayılı Karar kaynaklı indirim kısıtlaması ise 30. maddeden değil, 36. maddeye dayanan Cumhurbaşkanı Kararı’ndan doğmaktadır. Pratikte benzer bir sonuca ulaşılması beklenmekle birlikte, gider veya maliyet sınıflandırmasının somut işlem bazında gerekçelendirilmesi yerinde olacaktır.

Burada asıl önemli ayrım, söz konusu KDV’nin doğrudan gider olarak mı dikkate alınacağı, yoksa ithal edilen malın veya iktisadi kıymetin maliyetine mi ekleneceğidir. Emtia ithalatında maliyete ekleme yaklaşımı öne çıkarken, emtia dışındaki işlemlerde ayrım işlem bazında yapılmalıdır.

Bu ayrım yalnızca muhasebe tekniği bakımından değil, zamanlama bakımından da önemlidir. Doğrudan gider yazılan tutar ilgili dönemde kurumlar vergisi matrahını azaltırken, stok veya sabit kıymet maliyetine eklenen tutar daha sonraki dönemlerde satış maliyeti veya amortisman yoluyla vergi etkisi yaratır. Yüksek tutarlı ithalatlarda bu zamanlama farkı, efektif vergi yükü ve nakit akışı açısından ihmal edilebilir değildir.

DÜZENLEMENIN DAYANAĞI ANAYASAL OLARAK TARTIŞMAYA AÇIKTIR

7846 sayılı Karar, dayanağını KDV Kanunu’nun 36. maddesinin Cumhurbaşkanı’na tanıdığı indirim hakkını kısmen veya tamamen kaldırma yetkisinden almaktadır.

Anayasa Mahkemesi’nin E.2024/54, K.2025/163 sayılı kararıyla, 7491 sayılı Kanun’la KDV Kanunu’nun 36. maddesinde yapılan değişiklikte yer alan “veya iade” ibaresi iptal edilmiştir. Karar, 9 Aralık 2025 tarihli ve 33102 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış olup, iptal hükmünün yürürlüğe girişi yayım tarihinden itibaren dokuz ay ertelenmiştir.

Burada ayrım doğru kurulmalıdır. Anayasa Mahkemesi’nin doğrudan iptal ettiği unsur, iade hakkına ilişkin yetkidir. İndirim hakkına ilişkin yetki hükmü ve buna dayanılarak çıkarılan 7846 sayılı Karar doğrudan iptal edilmemiştir. Bu nedenle 7846 sayılı Karar bugün itibarıyla yürürlüktedir.

Bununla birlikte, iptal kararındaki gerekçeler indirim hakkının kısıtlanmasına ilişkin yetki bakımından da tartışma yaratabilecek niteliktedir. Özellikle yetkinin sınırlarının kanunda yeterince belirlenip belirlenmediği ve yürütmeye verilen yetkinin kapsamı, olası uyuşmazlıklarda ileri sürülebilecek önemli başlıklardır.

Dokuz aylık erteleme rejimi de dava zamanlaması açısından dikkate alınmalıdır. İade hakkına ilişkin iptal hükmü dahi henüz fiilen yürürlüğe girmemişken, idarenin erteleme süresince mevcut hükmü uygulamaya devam etmesi beklenir. Bu nedenle ihtirazi kayıt ve dava stratejisinin süreler gözetilerek planlanması gerekir.

GÖZETİM FARKI KAYNAKLI KDV İÇİN DAVA SEÇENEĞI AYRICA DEĞERLENDİRİLMELİDİR

Gözetim uygulamalarında gümrük kıymeti çoğu kez fiili ithalat bedelinin üzerinde beyan edilmekte ve bu fark üzerinden hesaplanan KDV indirim konusu yapılamamaktadır. Bu durum şirket açısından doğrudan bir maliyet ve nakit akışı etkisi yaratmaktadır.

Ancak gözetim kaynaklı uyuşmazlıklarda gümrük kıymeti, gözetim farkı ve fazla tahsil edilen vergilerin iadesi konularında yargı kararlarının mükellefler açısından dikkate alınması gereken bir alan açtığı görülmektedir. Bu nedenle, özellikle gözetim farkı kaynaklı ithalatlarda, ödenen KDV’nin yalnızca gider veya maliyet olarak kaydedilmesiyle yetinilmemeli; somut olayın şartlarına göre ihtirazi kayıtla beyan, idari itiraz ve dava yoluyla hakların korunması seçeneği ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu yaklaşım her dosya için otomatik olarak uygulanmamalıdır. İşlemin tutarı, gözetim farkının niteliği, ithalatın dayanağı, belge seti, sürelere uyulup uyulmadığı, gümrük ve vergi tarafındaki pozisyonlar ile şirketin risk iştahı birlikte değerlendirilmelidir.

Düşük tutarlı ve ihtilaf yaratılmasını tercih etmeyen işlemlerde uyum yolu yeterli görülebilir. Buna karşılık, yüksek tutarlı ve tartışmalı işlemlerde dava yolunun maliyeti, süresi ve olası getirisi ayrıca değerlendirilmelidir.

KARAR ÜÇ BOYUTLUDUR: UYUM, KURUMLAR VERGİSİ VE DAVA

Yukarıdaki başlıklar birlikte değerlendirildiğinde, ithalatçı şirketler açısından konu üç boyutlu bir karar alanına dönüşmektedir.

Birinci boyut uyumdur. Yürürlükteki mevzuat gereği, indirilemeyen KDV’nin doğru ayrıştırılması, bildirim veya özel amaçlı YMM raporu sürecinin zamanında tamamlanması ve tam tasdik raporu bulunan mükelleflerde rapor kapsamının ayrıca kontrol edilmesi gerekir.

İkinci boyut kurumlar vergisidir. İndirilemeyen KDV’nin gider mi yoksa maliyet mi olarak dikkate alınacağı, bu etkinin hangi dönemde doğacağı ve muhasebe kayıtlarının buna göre nasıl kurulacağı belirlenmelidir.

Üçüncü boyut ise dava yoluyla hakların korunmasıdır. Özellikle gözetim farkından kaynaklı yüksek tutarlı ithalatlarda, ihtirazi kayıt, idari itiraz ve dava süreci süresinde değerlendirilmelidir.

Bu üç boyut birbirini dışlamaz. Uyum yükümlülüğünün yerine getirilmesi, dava hakkının korunmasına engel değildir. Aksine, ihtirazi kayıtla beyan ve doğru kayıt düzeni, hem uyum hem de hak koruma sürecinin birlikte yürütülmesini sağlayabilir.

PRIMETAX INSIGHT

İthalatta indirilemeyen KDV uygulaması, klasik bir KDV indirim sorununun ötesine geçmiş durumdadır. Kapsama giren şirketler için konu artık yalnızca “bu KDV indirilecek mi, indirilmeyecek mi?” sorusundan ibaret değildir.

Asıl soru şudur: Bu tutar nihai olarak şirket üzerinde mi kalacak, kurumlar vergisi yoluyla kısmen telafi mi edilecek, yoksa ihtirazi kayıt ve dava yoluyla tamamen veya kısmen geri alınabilecek mi?

Bu nedenle ithalatçı şirketlerin konuya yalnızca bildirim ve YMM raporu perspektifinden yaklaşması yetersiz kalacaktır. Gümrük beyannamesi, KDV beyannamesi, muhasebe kaydı, kurumlar vergisi etkisi, tam tasdik raporu, ihtirazi kayıt ve dava süreci aynı dosyanın parçaları olarak birlikte yönetilmelidir.

Özellikle 2026 Ocak-Haziran dönemi için ilk bildirim ve rapor süreci Temmuz 2026 sonunda tamamlanacağından, kapsama giren ithalatların şimdiden işlem bazında ayrıştırılması önemlidir. Gözetim farkı, korunma önlemi, anti-damping ve telafi edici vergi içeren beyannameler ayrıca takip edilmeli; indirilemeyen KDV’nin gider veya maliyet sınıflandırması gerekçelendirilmelidir.

Yüksek tutarlı gözetim farkı bulunan dosyalarda ise yalnızca uyum yapılmasıyla yetinilmemeli; ihtirazi kayıt ve dava yoluyla hakların korunup korunamayacağı ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu düzenleme, ithalatçı şirketler için dolaylı vergi yönetiminin artık yalnızca KDV beyannamesi hazırlamaktan ibaret olmadığını göstermektedir. Gümrük, vergi, muhasebe, YMM, hukuk ve tedarik zinciri verilerinin birlikte yönetilmesi, yeni dönemde hem uyum hem de maliyet yönetimi açısından kritik hale gelmiştir.

Bu yazı, genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup herhangi bir şekilde danışmanlık hizmeti kapsamında değerlendirilmemelidir.