Tax Insight 2026-6: Yurt Dışı Varlık Barışı Yeniden Geldi: Bu Defa Kurallar Farklı
7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile getirilen yeni varlık barışı düzenlemesi, yurt dışında finansal varlığı bulunan gerçek ve tüzel kişiler için önemli bir fırsat penceresi açmaktadır. Kanun, Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlüğe girecektir.
ÖZET
Yeni düzenleme, önceki varlık barışı uygulamalarıyla benzer bir çerçeve sunmakla birlikte, mekanizma kurgusu bakımından kayda değer bir dönüşüm içerir. Vergi artık peşin ödenip sonradan iade alınmamakta; verilen taahhüt karşılığında indirimli oran baştan uygulanmaktadır.
Bu nedenle yeni dönemde sorulması gereken soru artık yalnızca “varlığı getireyim mi?” değildir. Asıl mesele; hangi tarihte, hangi yatırım aracında, ne kadar süreyle ve hangi belgelerle bildirim yapılacağı ve bu tercihlerin vergi, bilanço, bankacılık ve kambiyo boyutlarıyla nasıl uyumlanacağıdır.
GENEL ÇERÇEVE
TBMM Genel Kurulu’nun 21 Mayıs 2026 tarihli birleşiminde kabul edilen 7582 sayılı Kanun, 2008 yılından bu yana farklı kanunlarla uygulanan varlık barışı serisinin son halkasını oluşturmaktadır. Bir önceki uygulamanın (7417 sayılı Kanun) bildirim süresi 31 Mart 2023 tarihinde sona ermiş; düzenleme üç yılı aşkın bir aradan sonra daha yapılandırılmış bir modelle yeniden gündeme gelmiştir.
Düzenleme, yurt dışı varlıkların yanı sıra Türkiye’de bulunan ancak kayıt dışı kalan varlıkları da kapsamaktadır. Bu yazının odağı yurt dışı varlıklardır. Yeni modelde asıl belirleyici unsur, bildirimden sonra yapılacak yapılandırmadır: taahhüt tercihi, yatırım aracı seçimi ve belge düzeni.
YENİ SİSTEMDE YAPISAL YENİLİKLER
Önceki varlık barışı uygulamalarıyla karşılaştırıldığında, yeni sistemde 5 yapısal yenilik öne çıkmaktadır.
Birincisi, peşin ödeme ve sonradan iade modelinin yerini taahhüt esaslı indirimli oran modeli almıştır. Önceki uygulamalarda vergi tam oran üzerinden peşin ödeniyor, indirim şartı sağlandığında iade süreci işletiliyordu. Yeni düzenlemede ise taahhüt verilmesi halinde indirimli oran baştan uygulanmaktadır. Bu, mükellef açısından nakit avantajı yaratırken, taahhüde uyulmaması halinde korumanın kaybedilmesi riskini de beraberinde getirmektedir.
İkincisi, kademeli vergi oranı sistemi getirilmiştir. Bildirilen varlığın belirli finansal araçlarda tutulma süresine bağlı olarak vergi oranı %5’ten %0’a kadar düşebilmektedir. Bu yapı, kaynağın yalnızca Türkiye’ye getirilmesini değil, Türkiye’nin finansal sistemi içinde belirli bir süre kalmasını da doğrudan teşvik etmektedir.
Üçüncüsü, taahhüt edilebilecek yatırım araçları arasına girişim sermayesi yatırım fonlarının da eklenmiş olmasıdır. Bu tercih, düzenlemenin yalnızca varlık getirme değil, aynı zamanda kaynak yönlendirme amacı da taşıdığını göstermektedir.
Dördüncüsü, mahsup mekanizmasının niteliğindeki değişikliktir. Önceki bazı uygulamalarda matrah farkı bulunması halinde bildirilen varlıklar otomatik olarak mahsup ediliyordu. Yeni düzenlemede mahsup mekanizması otomatik değil; matrah farkının bildirilen varlıkla bağlantısının ortaya konulmasına bağlıdır. İspat yükü mükellef üzerindedir.
Beşincisi, diğer mevzuat tedbirlerinin saklı tutulduğu hükmün metne açıkça girmiş olmasıdır. Bu hüküm, düzenlemenin sıkça yanlış anlaşılan bir yönünü netleştirmektedir: varlık barışı vergi koruması sağlar; ancak kambiyo, sermaye piyasası, gümrük ve mali suç mevzuatı kapsamındaki yükümlülükleri ortadan kaldırmaz. Önceki düzenlemelerde örtük kalan bu sınırın açıkça çizilmesi, uluslararası uyum gözetimi açısından anlamlıdır.
KAPSAMA GİREN VE GİRMEYEN VARLIKLAR
Düzenleme; yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını kapsamaktadır. Banka hesabı, nakit, döviz hesabı, yatırım fonu, hisse senedi, tahvil, bono ve benzeri finansal araçlar bu kapsamda değerlendirilebilir.
Buna karşılık, gayrimenkuller ve yukarıda sayılan kategorilerin dışında kalan varlıklar düzenleme kapsamı dışındadır. Yurt dışındaki bir taşınmazın varlık barışı yoluyla Türkiye’ye getirilmesi mümkün değildir.
Önemli bir başka nokta, varlığın geçmişte belirli bir tarih itibarıyla mevcut olduğunun ayrıca ispat edilmesinin gerekmemesidir. Öngörülen süreler içinde Türkiye’ye getirilmesi veya kayıtlara alınması yeterli kabul edilmektedir.
Yurt dışı varlıklar bakımından önemli bir başka husus, vergi mükellefi olsun ya da olmasın tüm gerçek ve tüzel kişilerin (şirketler, vakıflar ve benzeri) düzenlemeden yararlanabilmesidir. Vergi mükellefiyeti bulunmayanlar da, bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde varlığı Türkiye’ye getirmek ve banka veya aracı kurumlara yatırmak suretiyle defter kaydı şartı aranmaksızın kapsama girebilmektedir. Bu nedenle düzenleme, özellikle uzun yıllardır yurt dışında çalışan, ikamet eden veya yatırım yapan ancak Türkiye’de vergi mükellefiyeti bulunmayan kişiler bakımından da pratik öneme sahiptir.
Dolayısıyla düzenleme yalnızca şirketleri değil; yurt dışında bireysel yatırım hesabı, yabancı banka mevduatı veya portföy yatırımı bulunan gerçek kişileri de yakından ilgilendirmektedir. Özellikle geçmiş yıllarda edinilmiş, Türkiye’de beyan edilmemiş veya Türkiye’nin finansal sistemi dışında tutulan varlıklar bakımından düzenleme, vergisel risklerin yönetilmesi ve varlıkların kayıtlı sisteme alınması için yapılandırılmış bir uyum imkanı sunabilir.
BİLDİRİM SÜRECİ VE SÜRELER
Düzenleme kapsamında yurt dışındaki varlıkların 31 Temmuz 2027 tarihine kadar Türkiye’deki banka veya aracı kurumlara bildirilmesi gerekmektedir.
Bildirilen varlıkların, bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde Türkiye’deki banka veya aracı kurumlarda açılan hesaplara transfer edilmesi ya da yurt dışından fiziki olarak getirilmesi halinde bu hesaplara yatırılması şarttır. Bununla birlikte, fiziki olarak Türkiye’ye getirilmesi veya hesaba transfer edilmesi mümkün olmayan menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları, yalnızca aracı kuruma bildirilmek suretiyle de kapsama alınabilmektedir.
Tevsik açısından, banka veya aracı kuruma yapılan transferlerde banka dekontu veya aracı kurum işlem sonuç formları; fiziki getirme halinde ise Gümrük İdaresi’nden alınan beyan belgeleri kullanılabilecektir. Gümrük İdaresi, aldığı beyanları alındığı ayı takip eden ayın sonuna kadar Gelir İdaresi Başkanlığı’na bildirecektir.
Cumhurbaşkanı, 31 Temmuz 2027 tarihini altışar aylık dönemler halinde 31 Temmuz 2028 tarihine kadar uzatma yetkisine sahiptir. Bu yetki kesin bir uzatma anlamına gelmemekte, gerekli görülmesi halinde kullanılabilecektir.
Yalnızca bildirim yapılması yeterli değildir. Bildirilen varlığın yurt dışında mevcut olması, Türkiye’ye transferinin yapılması ve sürecin banka veya aracı kurum kayıtlarıyla desteklenmesi gerekir. Başka bir ifadeyle, konu yalnızca vergi bildirimi değil; aynı zamanda belge ve transfer yönetimidir.
VERGİ ORANI YAPISI
Düzenlemede genel vergi oranı %5 olarak belirlenmiştir. Banka ve aracı kurumlar vergiyi bildirim sahibinden peşin tahsil edecek; bildirimi izleyen ayın 15. günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla bağlı bulundukları vergi dairesine beyan edip ödeyecektir. Bildirim sahibinin doğrudan vergi dairesine ödeme yükümlülüğü bulunmamaktadır.
Bildirilen varlıkların Türkiye’de belirli finansal araçlarda tutulacağına ilişkin taahhüt verilmesi halinde vergi oranı kademeli olarak düşmektedir. Taahhüde konu finansal araçlar; vadeli hesaplar, 4749 sayılı Kanun uyarınca ihraç edilen devlet iç borçlanma senetleri, kira sertifikaları ve girişim sermayesi yatırım fonlarıdır.
31 Aralık 2026 tarihine kadar yapılacak bildirimlerde uygulanacak oranlar aşağıdaki tabloda gösterilmektedir.
| Taahhüt Süresi | Vergi Oranı |
|---|---|
| Taahhüt yok (genel oran) | %5 |
| En az 1 yıl | %4 |
| En az 2 yıl | %3 |
| En az 3 yıl | %2 |
| En az 4 yıl | %1 |
| En az 5 yıl | %0 |
1 Ocak 2027 ile 31 Temmuz 2027 (bu tarih dahil) tarihleri arasında yapılacak bildirimlerde yukarıdaki oranlara yarım puan eklenecektir. Cumhurbaşkanı’nın süreyi uzatması halinde ise 31 Temmuz 2027 sonrasında yapılacak bildirimlerde oranlar bir puan artırılarak uygulanacaktır.
Bu yapı, en avantajlı oranların erken bildirimde bulunanlara tanındığını göstermektedir. Aynı taahhüt süresi için 2026 sonuna kadar yapılan bildirim ile 2027’de yapılan bildirim arasında oran farkı bulunması, zamanlamayı stratejik bir tercih haline getirmektedir.
Bu taahhütnameler üzerinden damga vergisi alınmayacaktır.
GSYF TERCİHİ: VERGİ DÜZENLEMESİNDEN SERMAYE PİYASASI YÖNLENDİRMESİNE
Yeni düzenlemenin önceki uygulamalardan ayrıştığı önemli noktalardan biri, taahhüt edilebilecek yatırım araçları arasına girişim sermayesi yatırım fonlarının da eklenmesidir. Bu tercih, düzenlemenin amacının yalnızca kayıt dışı varlıkları sisteme kazandırmak olmadığını; aynı zamanda söz konusu kaynakları yerli girişim ekosistemine ve sermaye piyasasına yönlendirmek olduğunu göstermektedir.
Mükellef açısından bu, taahhüt kararının yalnızca vergi oranı üzerinden değil; yatırım stratejisi, risk profili ve likidite tercihi üzerinden de değerlendirilmesini gerektirir. Girişim sermayesi yatırım fonları, vadeli mevduata kıyasla farklı bir risk-getiri profili sunar; beş yıllık taahhüt süresi boyunca fon performansı da dikkate alınmalıdır.
Bu nedenle taahhüt kararı yalnızca vergi danışmanlığı çerçevesinde değil, yatırım danışmanlığı boyutuyla da ele alınmalıdır.
%0 VERGİ GERÇEKTEN SIFIR MALİYET Mİ?
Beş yıl süreyle belirli yatırım araçlarında tutma taahhüdü verilmesi halinde vergi oranının %0’a kadar düşmesi dikkat çekicidir. Ancak bu durum, ekonomik açıdan tamamen maliyetsiz değildir.
Çünkü bu durumda varlık belirli bir süre boyunca sistem içinde tutulacak, yatırım tercihi sınırlanacak ve likidite serbestisi azalacaktır. Üstelik vergi baştan indirimli oranla ödendiğinden, taahhüde uyulmaması halinde yalnızca koruma kaybedilmekle kalmayacak; ödenmiş vergi de iade edilmeyecektir.
Dolayısıyla değerlendirme yalnızca vergi oranı üzerinden yapılmamalıdır. Asıl soru şudur: varlığı daha düşük vergiyle Türkiye’ye getirmek mi, yoksa daha yüksek vergi ödeyerek daha esnek bir kullanım imkanı elde etmek mi daha avantajlıdır?
Bu değerlendirme; varlığın tutarına, sahibinin nakit ihtiyacına, yatırım tercihine ve risk iştahına göre değişecektir.
PARAYI GETİRDİKTEN SONRA KULLANMAK SERBEST Mİ?
Bu soru özellikle şirketler açısından önemlidir. Bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerde bildirilen varlıklar, bilançonun pasifinde özel bir fon hesabında izlenecektir. Bu fon, bildirim tarihinden itibaren iki yıl boyunca sermayeye ilave dışında işletmeden çekilemeyecek ve başka bir amaçla kullanılamayacaktır. İşletmenin tasfiyesi halinde vergilendirme yapılmayacaktır.
Serbest meslek kazanç defteri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler söz konusu kıymetleri defterlerinde ayrıca gösterecek; bu varlıklar dönem kazancının tespitinde dikkate alınmayacaktır. İki yıllık sürenin dolması koşuluyla, vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate alınmaksızın işletmeden çekilebilecektir.
Bu nedenle şirketler açısından konu yalnızca vergi avantajı meselesi değildir. Bilanço yapısı, sermaye ihtiyacı, grup içi finansman, nakit yönetimi ve ortaklara dağıtım planı birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle holding yapıları, aile şirketleri ve grup şirketlerinde fon hesabı kısıtı pratikte önemli sonuçlar doğurabilir.
VERGİ İNCELEMESİNDEN GERÇEKTEN KORUR MU?
Düzenlemenin en önemli yönlerinden biri, bildirilen varlıklara isabet eden tutarlar bakımından, ithalde alınanlar dahil her türlü vergi, resim, harç ve fon yönünden vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılamayacağı güvencesidir. Ancak bu korumanın sınırları ve şartları dikkatle değerlendirilmelidir.
Korumanın kapsamı geçmişle sınırlıdır. Bildirilen varlıklar nedeniyle geçmişe dönük inceleme yapılamaz; ancak bildirim tarihinden sonra bu varlıklardan elde edilecek gelirler beyana tabiyse, beyan edilmemeleri tarhiyat sebebi olabilir.
Matrah farkı durumunda mahsup mekanizması işletilebilecektir. Ancak mahsubun uygulanabilmesi için diğer nedenlerle başlatılan vergi incelemeleri veya takdir komisyonu kararları sonucunda ortaya çıkan matrah farkı ile bildirilen varlık arasında açık ve belgelendirilebilir bir bağlantı kurulması gerekir. Bildirilen varlık tutarı matrah farkına eşit veya daha yüksekse tarhiyat yapılmayacak; matrah farkı bildirilen varlık tutarını aşıyorsa yalnızca aşan kısım üzerinden tarhiyat yapılacaktır. Bildirilen varlıklar dışındaki nedenlerle matrah farkı tespit edilmesi halinde otomatik mahsup imkanı bulunmamaktadır. İspat yükü mükellef üzerindedir.
Vergi koruması yalnızca vergi incelemesi ve tarhiyatla sınırlıdır. Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun, Sermaye Piyasası Kanunu, Gümrük Kanunu, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ve Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi mevzuatı kapsamındaki yükümlülükler ve tedbirler aynen devam etmektedir. Bu nedenle varlık barışından yararlanmayı düşünenlerin değerlendirmeyi yalnızca vergi perspektifiyle sınırlamaması gerekir.
Korumanın uygulanmayacağı haller de açıkça düzenlenmiştir. Bunlar arasında yurt dışı varlıkların bildirim tarihinden itibaren iki ay içinde Türkiye’ye getirilmemesi veya banka ya da aracı kurum hesabına transfer edilmemesi; bildirilen tutarlara ilişkin tarh edilen vergilerin süresinde ödenmemesi; vergi indirimi için verilen taahhütlere uyulmaması; ilgili maddede yer alan diğer şartların yerine getirilmemesi ve bildirimin vergi incelemesine başlanıldıktan veya takdir komisyonuna sevk edildikten sonra yapılması yer almaktadır. Bu hallerde inceleme ve tarhiyat yapılmaması hükmünden yararlanılamayacak; ayrıca zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle birlikte tahsil edilecektir.
Önemli bir risk noktası da, koruma kaybedilse dahi başlangıçta ödenmiş vergilerin iade edilmemesidir. Bu durumda mükellef hem ödediği vergiyi geri alamayabilir hem de şartların ihlali nedeniyle ek vergi riskiyle karşılaşabilir.
KORUMANIN FİİLEN ÇALIŞMASI İÇİN BELGE DÜZENİ
Düzenleme önemli bir koruma sağlamakla birlikte, bu korumanın somut bir uyuşmazlıkta etkili bir şekilde işlemesi için bildirim, transfer ve belge setinin uyumlu olması gerekir.
Bu çerçevede yurt dışı banka hesap dökümleri, yatırım hesabı ekstreleri, transfer belgeleri (banka dekontu veya aracı kurum işlem sonuç formu), varlığın geçmiş hareketlerini gösteren kayıtlar, aracı kurum yazıları, fiziki getirme halinde Gümrük İdaresi belgeleri ve gerektiğinde kaynak açıklamasını destekleyen belgeler önem taşır.
Özellikle matrah farkı mahsubu söz konusu olduğunda, bildirilen varlıkla matrah farkı arasındaki bağlantıyı açık biçimde gösterecek belge zinciri belirleyici hale gelecektir. Bu nedenle başvuru öncesinde belge altyapısının hazırlanması, bildirim aşamasında atılacak adımlar kadar kritiktir.
VERGİ KORUMASI VAR; BANKACILIK VE UYUM YÜKÜMLÜLÜKLERİ YERİNDE
Vergi koruması, bankacılık uyumu ve mali suçların önlenmesine ilişkin yükümlülükleri ortadan kaldırmamaktadır. Yasada kambiyo, sermaye piyasası, gümrük ve kaçakçılık mevzuatının saklı tutulmuş olması bu boyutu daha da önemli hale getirmektedir.
Özellikle yüksek tutarlı transferlerde bankalar paranın kaynağını, transfer zincirini, hesap geçmişini, nihai faydalanıcıyı ve işlem gerekçesini sorgulayabilir. Bu nedenle “kanun var, parayı getiririm” yaklaşımı her durumda yeterli olmayabilir. Bankaların kara para aklamayla mücadele ve müşteri tanıma yükümlülükleri devam etmekte; varlık barışı bu yükümlülükleri ortadan kaldırmamaktadır.
Bu nedenle başvuru öncesinde hangi banka veya aracı kurum üzerinden işlem yapılacağı, hangi belgelerin hazırlanacağı ve kaynak açıklamasının nasıl yapılacağı planlanmalıdır. Aksi halde vergi tarafında elde edilen güvence, bankacılık tarafındaki operasyonel engeller nedeniyle pratikte değer kaybedebilir.
GERÇEK KİŞİLER AÇISINDAN
Gerçek kişiler bakımından düzenleme, özellikle yurt dışında bireysel hesap, yatırım portföyü veya geçmiş yıllardan kalan finansal varlığı bulunanlar için önemlidir. Vergi mükellefiyeti bulunmayan kişiler de düzenlemeden yararlanabilmektedir.
Bu profil için karar yalnızca “varlığı getireyim mi?” sorusuyla sınırlı değildir. Varlığın geçmişte hangi gelirlerden oluştuğu, bu gelirlerin Türkiye’de beyana tabi olup olmadığı, CRS ve FATCA kapsamında görünür hale gelip gelmediği ve bildirim sonrası elde edilecek gelirlerin beyan yükümlülüğü, vergi tarafının yanı sıra servet yönetimini de doğrudan ilgilendirmektedir. Sürecin yalnızca vergi danışmanı ile değil, varsa servet yöneticisi ile birlikte değerlendirilmesi yerinde olacaktır.
Türkiye’de tam mükellef olmakla birlikte uzun süredir yurt dışında yaşayan kişiler, çifte mukimlik (dual resident) durumundakiler, geçmişte non-domiciled veya geçici mukim statüsünde bulunmuş kişiler ve yurt dışında trust, holding veya brokerage yapıları üzerinden varlık tutanlar bakımından ayrıca analiz gerekir. Bu yapıların her biri hem Türk vergi rejimi hem de ilgili yabancı ülke mevzuatı açısından farklı sonuçlar doğurabilir. Bildirim öncesinde yapı bazlı bir değerlendirme yapılmadan alınacak kararlar, beklenmedik vergi yüklerine veya uyum sorunlarına yol açabilir.
ŞİRKETLER AÇISINDAN
Şirketler açısından düzenleme daha teknik sonuçlar doğurabilir. Bildirilen varlığın bilançoya alınması, özel fon hesabında izlenmesi ve 2 yıl boyunca işletmeden çekilememesi, şirketin finansal yapısını doğrudan etkileyebilir.
Bu nedenle bildirimin kim adına yapılacağı (şirket mi, ortak mı), fon hesabının bilanço ve nakit yönetimine etkisi, ortaklara çekiş planı, grup içi finansman zinciri ve taahhüde uyulmaması halinde muhatap olacak tarafın kim olduğu (banka veya aracı kurum vergi sorumlusu sıfatıyla mı, bildirim sahibi mi) bildirimden önce netleştirilmelidir. Yanlış yapılandırılmış bir başvuru, beklenen vergisel faydayı sınırlayabilir; özellikle holding yapıları ve grup şirketlerinde konu, grup içi finansman akışı ve sermaye yapısı kararlarıyla birlikte ele alınmadığında, ileride açıklanması zor finansal hareketler doğurabilir.
NEDEN ŞİMDİ ÖNEMLİ?
Uluslararası bilgi paylaşımı, CRS ve FATCA uygulamaları ile finansal hesapların artan görünürlüğü nedeniyle yurt dışındaki varlıkların tespiti geçmişe kıyasla daha mümkün hale gelmiştir.
Düzenlemenin oran yapısı da zamanlamayı stratejik bir karar haline getirmektedir: 2026 yılı sonuna kadar yapılan bildirimlerde en avantajlı oranlar uygulanırken, 2027’de yapılan bildirimlerde her bir taahhüt kademesine yarım puan, ileride bir uzatma kullanılması halinde ise bir puan eklenecektir.
Bu nedenle yeni düzenleme yalnızca bir varlık barışı olarak değil, yurt dışındaki finansal pozisyonların daha yönetilebilir ve kayıt altına alınabilir hale getirilmesine yönelik bir yeniden yapılandırma imkanı olarak da değerlendirilmelidir.
ŞİRKETLER VE GERÇEK KİŞİLER NE YAPMALI?
Yeni düzenleme otomatik veya risksiz işleyen bir süreç değildir. Önceki uygulamalara kıyasla daha katmanlı bir model getirmekte; vergi oranı, bildirim zamanlaması, elde tutma süresi, yatırım aracı, fon hesabı kısıtı, taahhüt yükümlülüğü ve bankacılık uyumu birlikte değerlendirilmelidir.
Bu çerçevede başvuru öncesinde şu soruların net biçimde cevaplanması gerekir:
- Bildirilecek varlık kapsamda mı; gayrimenkul ve diğer varlıkların hariç tutulduğu unutuldu mu?
- Bildirilecek varlık kime ait; bildirim hangi kişi veya kurum tarafından yapılacak?
- Varlığın geçmişi ve kaynağı belgelenebiliyor mu?
- Bildirim 2026 sonuna kadar mı, yoksa 2027’de mi yapılacak; oran farkı dikkate alındı mı?
- Türkiye’ye hangi banka veya aracı kurum üzerinden getirilecek?
- %5 vergi mi ödenecek, yoksa daha düşük oran için taahhüt verilecek mi?
- Taahhüt verilecekse hangi yatırım aracı tercih edilecek; vadeli mevduat, devlet iç borçlanma senedi, kira sertifikası veya girişim sermayesi yatırım fonu?
- Taahhüt verilirse likidite kısıtı ve taahhüde uyulmama riski kabul edilebilir mi?
- Şirketlerde özel fon hesabı nakit yönetimini nasıl etkileyecek?
- Vergi incelemesi koruması somut durumda ne kadar güçlü olacak; ispat yükünü taşıyacak belge zinciri hazır mı?
- Kambiyo, sermaye piyasası, gümrük, kaçakçılık ve mali suç mevzuatı bakımından kaynak açıklaması nasıl yapılacak?
PRIMETAX INSIGHT
Yeni düzenleme, yurt dışındaki varlıkların Türkiye’ye getirilmesine yönelik klasik bir “vergi affı” yaklaşımının ötesine geçmektedir. Vergi oranı artık tek belirleyici unsur değildir. Bildirimin zamanlaması, seçilecek yatırım aracı, taahhüt süresi, belge altyapısı ve bankacılık uyumu birlikte değerlendirildiğinde, süreç doğrudan servet yönetimi ve finansal yapılandırma kararına dönüşmektedir.
Varlık barışında yeni dönemde koruma, yalnızca bildirimden değil; doğru zamanlama, tutarlı belge zinciri, uygun yatırım aracı tercihi ve bankacılık uyumunun birlikte yönetilmesinden geçmektedir.