İçeriğe geç
Tüm yayınlar

Değerlendirmeler

Tax Insight 2026-4: Emisyon Primi ve Ek Vergi: Tartışmalı Bir Konuda Danıştay’dan Mükellef Aleyhine Karar

7440 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yalnızca 2022 hesap dönemine ilişkin olarak getirilen tek seferlik ek vergi, yürürlüğe girdiği günden bu yana en çok “istisna edilmiş kazançlardan sonradan vergi alınabilir mi?” sorusu etrafında tartışıldı.

ÖZET

Bu tartışmanın en hassas başlıklarından biri de emisyon primi oldu. Çünkü emisyon primi, sıradan bir ticari kâr değildir; payların itibari değerinin üzerinde ihraç edilmesi nedeniyle şirket bünyesine giren, sermaye ve özkaynak yapısıyla bağlantılı özel bir kalemdir.

Danıştay 3. Dairesi’nin 13.03.2026 tarihli ve E.2024/4025, K.2026/1296 sayılı kararı, emisyon primi üzerinden 7440 sayılı Kanun’un 10/27. maddesi kapsamında ek vergi hesaplanmasında Kanun’a ve Anayasa’ya aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varıyor. Karar, AYM’nin daha önce ek vergi düzenlemesini Anayasa’ya uygun bulan kararıyla birlikte değerlendirildiğinde, emisyon primi özelinde mükelleflerin hareket alanını önemli ölçüde daraltıyor.

TARTIŞMA NEREDEN ÇIKTI?

7440 sayılı Kanun’un 10/27. maddesi, kurumlar vergisi mükellefleri için yalnızca 2022 hesap dönemine ilişkin uygulanmak üzere tek seferlik bir ek vergi getirdi. Düzenleme, Kahramanmaraş ve çevre illerdeki depremin oluşturduğu olumsuz etkilerin giderilmesi amacıyla ihdas edildi ve 12.03.2023 tarihinde yürürlüğe girdi.

Bu vergi, klasik anlamda yıl içinde elde edilen kazanç üzerinden hesaplanan olağan bir kurumlar vergisi değildi. Daha farklı bir mekanik kuruldu. 2022 yılı kurumlar vergisi beyannamesinde yararlanılan bazı istisna ve indirim tutarları, dönem kazancı ile ilişkilendirilmeksizin ek verginin matrahına dahil edildi.

Ek vergi oranları da kalem bazında farklılaştırıldı. Kural olarak %10 oranı uygulandı; ancak 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu m.5/1-(a) kapsamındaki iştirak kazançları istisnası ile yurt dışında ödenen vergilerin indirimi konusu yapılan tutarlar için %5 oranı belirlendi. Emisyon primi kazancı istisnası genel %10 oranına tabi tutuldu.

İlk bakışta teknik gibi görünen bu tartışma buradan doğdu.

Kanun koyucu bazı istisna ve indirimleri ek verginin dışında bıraktı. Ancak emisyon primi kazancı istisnası bu dışarıda bırakılan kalemler arasında sayılmadı.

İdare açısından bu oldukça düz bir okuma yarattı: Emisyon primi istisnası beyannamede yer alıyorsa ve Kanun bu istisnayı ek vergi dışında bırakmamışsa, bu tutar üzerinden ek vergi hesaplanmalıdır.

Mükellefler açısından ise mesele bu kadar basit değildi.

Çünkü emisyon primi, ekonomik mahiyeti itibarıyla faaliyet kârı değildir. Şirketin paylarını primli ihraç etmesi sonucu oluşur ve çoğu zaman şirketin sermaye yapısını güçlendiren bir özkaynak unsuru olarak ortaya çıkar. Özellikle yatırım alan teknoloji şirketlerinde, halka arz öncesi veya sonrası sermaye işlemlerinde ve grup içi yapılandırmalarda emisyon primi ticari kârdan çok finansman ve sermaye organizasyonu ile ilgilidir.

Bu nedenle mükelleflerin temel itirazı şuydu: Sadece beyannamede istisna satırında gösterildiği için, sermaye niteliği ağır basan bir kalem ek vergiye tabi tutulmamalıdır.

MÜKELLEFLER NE DEDİ?

Mükellef tarafındaki argümanların merkezinde birkaç temel nokta vardı.

İlk olarak, ek verginin 2023 yılında çıkarılan bir kanunla 2022 yılı kurumlar vergisi beyannamesindeki istisna ve indirimlere bağlanması eleştirildi. Bu nedenle düzenlemenin geriye yürüdüğü, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerini zedelediği ileri sürüldü.

İkinci olarak, emisyon primi özelinde daha farklı bir mahiyet tartışması yapıldı. Emisyon priminin bir satış kârı, faaliyet geliri veya olağan ticari kazanç olmadığı; pay ihracıyla bağlantılı, sermaye benzeri bir kalem olduğu vurgulandı.

Üçüncü olarak, kanunun daha önce tanıdığı bir istisnadan yararlanmış mükelleflerin daha sonra aynı tutar üzerinden ek vergiye tabi tutulmasının kazanılmış hak, mülkiyet hakkı ve mali güce göre vergilendirme ilkeleri bakımından sorunlu olduğu savunuldu.

Bu argümanlar vergi tekniği açısından anlaşılırdı. Hatta emisyon primi özelinde bakıldığında, mükelleflerin rahatsızlığı tamamen temelsiz değildi. Zira bu kalemin ekonomik özü, klasik anlamda vergiye tabi tutulması beklenen bir dönem kârından farklıdır.

Ancak yargı, tartışmayı farklı bir yerden okudu.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI SONRASI ALAN DARALDI

Ek vergiye ilişkin ilk büyük eşik Anayasa Mahkemesi kararıydı.

Anayasa Mahkemesi, İstanbul 1. Vergi Mahkemesi’nin somut norm denetimi yoluyla yaptığı başvuru üzerine, 14.03.2024 tarihli ve E.2023/169, K.2024/82 sayılı kararıyla 7440 sayılı Kanun’un 10/27. maddesini Anayasa’ya aykırı bulmadı (19.04.2024 tarihli ve 32522 sayılı Resmi Gazete).

Bu karar, ek vergiye karşı ileri sürülen genel anayasal itirazları büyük ölçüde zayıflattı. Mahkeme, düzenlemenin 2022 yılı beyannamesindeki istisna ve indirimleri esas almasını tek başına iptal sebebi olarak görmedi. Kararın gerekçesinde belirleyici olan unsurların başında düzenlemenin tek seferlik niteliği geldi; deprem sonrası kamu finansmanı ihtiyacı ve kanun koyucunun vergisel yükümlülük belirleme konusundaki takdir alanı da bu tek seferlik karakterle birlikte kararı şekillendirdi. Başka bir ifadeyle AYM, kararını büyük ölçüde düzenlemenin olağanüstü ve süreksiz niteliğine dayandırdı; bu yönüyle karar gelecekte benzer ama kalıcı düzenlemeler için emsal teşkil etmeyebilir.

Bu noktadan sonra mükellefler için tartışma daha dar bir zemine sıkıştı.

Artık mesele, “ek vergi genel olarak Anayasa’ya aykırı mı?” sorusundan ziyade, “emisyon primi kendi özel niteliği gereği bu verginin dışında tutulmalı mıydı?” sorusuna döndü.

Danıştay 3. Dairesinin 2026 tarihli kararı, işte bu ikinci soruya da mükellef aleyhine cevap veriyor.

DANIŞTAY NE DEDİ?

Danıştay’ın yaklaşımı, emisyon priminin ekonomik niteliğinden çok, 7440 sayılı Kanun’un lafzına ve sistematiğine dayanıyor.

Kararın ana fikri şu şekilde okunabilir:

Kanun koyucu, ek verginin hangi istisna ve indirimler üzerinden hesaplanacağını belirlemiş; bazı kalemleri ayrıca ek verginin dışında bırakmıştır. Emisyon primi kazancı istisnası ise bu dışarıda bırakılan kalemler arasında yer almamaktadır.

Bu nedenle, emisyon primi kazancı istisnası 2022 yılı kurumlar vergisi beyannamesinde dikkate alınmışsa, bu tutar üzerinden ek vergi hesaplanması hukuka aykırı değildir.

Başka bir ifadeyle Danıştay, tartışmayı “emisyon primi gerçekten kazanç mıdır?” sorusu üzerinden değil, “7440 sayılı Kanun bu istisnayı kapsam dışında bırakmış mıdır?” sorusu üzerinden çözüyor.

Bu ayrım önemli.

Çünkü mükelleflerin en güçlü gördüğü argüman, emisyon priminin ekonomik mahiyetiydi. Danıştay ise bu mahiyet tartışmasını belirleyici görmüyor. Kanun metninin kurduğu ek vergi mekanizmasını esas alıyor.

NEDEN ÖNEMLİ?

Bu karar, emisyon primi dosyaları bakımından mükellef lehine alanı daraltıyor.

Özellikle yüksek tutarlı yatırım alan, primli pay ihraç eden, halka arz sürecinden geçen veya sermaye yapısını güçlendiren şirketler açısından konu geçmişte önemliydi. Çünkü bu şirketlerde emisyon primi çoğu zaman ciddi büyüklüklere ulaşabiliyor ve operasyonel kârdan bağımsız olarak ortaya çıkabiliyor.

Mükellefler, bu tutarların ek vergiye tabi tutulmaması gerektiğini savunurken, yalnızca teknik bir istisna yorumu yapmıyorlardı. Daha geniş bir vergi adaleti ve hukuki güvenlik argümanı kuruyorlardı.

Ancak Danıştay kararı yargının bu konuda daha kanun metni merkezli bir yaklaşımı tercih ettiğini gösteriyor.

Bu yaklaşımın pratik sonucu şu: Emisyon primi istisnası beyannamede yer almışsa ve Kanun bu istisnayı açıkça ek vergi dışında bırakmamışsa, ek vergi hesaplanması hukuka uygun kabul edilebilir.

DEVAM EDEN DAVALAR İÇİN NE ANLAMA GELİYOR?

Devam eden davalar bakımından bu karar önemli bir sinyal niteliğinde.

Elbette her dosya kendi özel şartlarıyla değerlendirilmelidir. Beyan şekli, ihtirazi kayıt, tahakkuk süreci, ödeme durumu, dava dilekçesindeki argümanlar ve varsa hesaplama hataları ayrıca incelenmelidir.

Ancak genel resim değişmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin ek vergi düzenlemesini genel olarak ayakta tutması ve Danıştay’ın emisyon primi özelinde de hukuka aykırılık görmemesi, mükellef tarafındaki stratejik alanı belirgin şekilde daraltmaktadır.

Bu aşamadan sonra yalnızca “emisyon primi sermaye mahiyetindedir, bu nedenle ek vergiye tabi olmamalıdır” argümanına dayanmak yeterince güçlü görünmemektedir. Dosya bazında daha spesifik, usule veya hesaplamaya ilişkin bir hata yoksa, davaların başarı ihtimali yeniden değerlendirilmelidir.

ŞİRKETLER NE YAPMALI?

Şirketlerin öncelikle 2022 yılı kurumlar vergisi beyannamelerini ve 7440 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları ek vergi hesaplamalarını gözden geçirmeleri gerekir.

Özellikle emisyon primi kazancı istisnası beyan eden şirketlerde şu sorular yeniden değerlendirilmelidir:

Emisyon primi istisnası 2022 beyannamesinde hangi tutarla yer aldı? Bu tutar üzerinden ek vergi hesaplandı mı? Beyan ihtirazi kayıtla mı yapıldı? Dava açıldıysa süreç hangi aşamada? Devam eden dosyada yalnızca anayasal ve mahiyet argümanları mı var, yoksa usule veya hesaplamaya ilişkin daha somut iddialar da mevcut mu?

Bunlar yalnızca geçmişe dönük kontrol soruları değildir. Bu karar, şirketlerin istisna ve indirim yönetimine daha geniş bir perspektiften bakması gerektiğini de gösteriyor.

Bir kalemin kurumlar vergisinden istisna edilmiş olması, her durumda mutlak bir güvenlik alanı yaratmayabilir. Olağanüstü dönemlerde veya özel kanuni düzenlemelerle istisna edilmiş tutarlar, başka bir vergisel yükümlülüğün hesabında dikkate alınabilir.

Bu nedenle yüksek tutarlı istisna ve indirim pozisyonları, yalnızca cari yıl vergi avantajı olarak değil, potansiyel ihtilaf ve düzenleme riski olarak da izlenmelidir.

PRIMETAX INSIGHT

Emisyon primi üzerinden ek vergi tartışması, vergi hukukunda form ile ekonomik mahiyet arasındaki klasik gerilimi bir kez daha görünür kıldı.

Mükelleflerin itirazı anlaşılabilir nitelikteydi. Emisyon primi faaliyet kârı değildir. Şirketin müşteriye mal veya hizmet satmasıyla ortaya çıkmaz. Payların primli ihraç edilmesi sonucunda şirketin özkaynak yapısına giren özel bir kalemdir. Bu nedenle, bu tutar üzerinden sonradan ek vergi alınması ilk bakışta vergi tekniği açısından rahatsız edici bir sonuç yaratmaktadır.

Ancak Danıştay’ın yaklaşımı, bu ekonomik mahiyet tartışmasını ikinci planda bırakıyor. Kararın ağırlık merkezi, 7440 sayılı Kanun’un metni ve ek vergi dışında bırakılan istisnaların sınırlı şekilde sayılmış olmasıdır.

Bu yönüyle karar, şirketlere daha geniş bir mesaj veriyor: Vergi istisnaları önemlidir; ancak her zaman nihai ve değişmez bir koruma alanı yaratmaz. Özellikle olağanüstü dönemlerde, kanun koyucu daha önce istisna edilmiş bazı tutarları özel bir vergi mekanizmasının kapsamına dahil edebilir. Bu durum, şirketlerin vergi pozisyonlarını daha ileriye dönük ve daha bütüncül bir şekilde yönetmesini gerektirir. İstisna ve indirimlerden yararlanmak tek başına yeterli değildir.

Danıştay’ın emisyon primi kararı, mevcut ek vergi uyuşmazlıklarında mükellef lehine alanı daraltmış görünmektedir. Ancak kararın asıl önemi, şirketlere istisna yönetiminin artık yalnızca beyanname tekniği değil, daha geniş bir vergi yönetişimi meselesi olduğunu hatırlatmasıdır.

Bu yazı, genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup herhangi bir şekilde danışmanlık hizmeti kapsamında değerlendirilmemelidir.